Mardin’in Ruhu Fırsatçılığa Teslim Edilmemeli
Mardin’de normalde hangi evin kapısını çalsanız, size önce bir bardak su uzatılır, ardından “Aç mısın?” diye sorulur. Çünkü bu şehirde misafir, yalnızca gelen bir kişi değil; bereketin, duanın ve insanlığın payıdır.
Köşe Yazarı · Yayın: 25 Haziran 2026, 17:18 · Güncelleme: 25 Haziran 2026, 20:34 · 3 dk okuma
Asırlardır bu kadim şehrin taş sokaklarında sadece evler yan yana durmaz; gönüller de birbirine komşudur. İkram, burada bir nezaket kuralı değil, kültürün ve vicdanın ortak dilidir.
İşte tam da bu yüzden, son dönemde bazı işletmelerde görülen fahiş fiyat uygulamaları, ilgisiz tavırlar ve fırsatçı yaklaşımlar insanı derinden üzüyor. Çünkü rahatsız eden sadece yüksek hesap ya da kötü hizmet değildir. Asıl üzücü olan, bu anlayışın Mardin’in özüne ve mayasına aykırı olmasıdır.
Bir tarafta kapısını çalana suyunu, ekmeğini ve gönlünü açan kadim bir gelenek; diğer tarafta misafiri sadece kazanç kalemi olarak gören bir anlayış… İşte gerçek çelişki burada başlıyor.
Mardin’in ruhunu ayakta tutan yalnızca taş konakları, medreseleri ve tarihi yapıları değildir. Bu şehrin asıl zenginliği, insanının cömertliği, samimiyeti ve misafirperverliğidir. Eğer bu değerler yerini hesapçılığa ve fırsatçılığa bırakırsa, kaybedilen sadece bir müşterinin memnuniyeti olmaz.
Kaybolan, Mardin’in marka değeridir.
Bir turiste bir defalık fazla ücret almak belki o gün için kazanç gibi görünebilir. Ancak o turistin bir daha Mardin’e gelmek istememesi, çevresine olumsuz deneyimini anlatması ve şehrimizin itibarının zedelenmesi, çok daha büyük bir kayıptır.
Bugün Mardin, dünyanın dört bir yanından gelen yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağıdır. Özellikle yaz aylarında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden memleket hasretiyle gelen gurbetçi vatandaşlarımız da aileleriyle birlikte Mardin’i ziyaret ediyor. Onlar da bu kadim şehrin misafiridir. Onları üzmeye, hayal kırıklığına uğratmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.
Turizm güven üzerine kurulur. Güven kaybolduğunda turist de azalır. Turistin azalması ise sadece birkaç işletmeyi değil; otelleri, restoranları, taksicileri, esnafı ve şehrin tamamını olumsuz etkiler. Sonuçta zarar gören Mardin’in ekonomisi ve uluslararası itibarı olur.
Bu nedenle çağrım yalnızca Mardin esnafına değil, Türkiye’nin dört bir yanındaki tüm esnaf kardeşlerimizedir.
Lütfen fırsatçılığı değil vicdanı, kısa vadeli kazancı değil uzun vadeli itibarı tercih edelim. Çünkü ticaret sadece para kazanmak değildir; güven kazanmak, dua almak ve güzel bir iz bırakmaktır.
Mardin, misafirini ağırlayarak büyümüş bir şehirdir; misafirini kırarak değil.
Bu güzel şehrin gerçek sermayesi dükkânların raflarında değil, insanlarının gönlündedir. O gönül incinirse, taşlar yerinde dursa bile şehir eksilir.
Gelin, Mardin’in asırlardır taşıdığı misafirperverlik mirasını hep birlikte koruyalım. Çünkü bu miras, hepimizin ortak sorumluluğudur.